Nutri-Genetik Bilimi

g-nutrigenetik-1Genetik biliminin “nutrigenomik”, “farmakogenomik” ya da toksikogenomik” gibi farklı disiplinleri, günümüzde kompleks hastalıklarda genetiğin rolünü aydınlatmaya yönelik çalışmaların paralelinde insanoğlunun evrimsel süreçteki gelişimine de ışık tutmayı hedeflemektedir. Sosyogenomik gen-davranış ilişkisini, farmakogenomik ve toksikogenomik ilaç-gen etkileşimini ve bunun tedavi sürecine etkilerini incelerken, nutrigenomik, alınan “besin”lerin bireyin genetik yapısına bağlı olarak etki mekanizmalarını araştırmaktadır. Günümüzde beslenmenin genetik yapı üzerine ne derece etkili olduğunu gösteren ve bilimsel çalışmalardan elde edilen çarpıcı sonuçlar mevcuttur. Örneğin: Önemli bir mikro besin olan folik asit insanda kan homosistein düzeyinin regüle edilmesinde ve MTHFR olarak bilinen bir enzimin normal fonksiyon göstermesinde etkin bir vitamindir. Bugün MTHFR enziminin aktivitesini azalttığı bilinen MTHFR 677(T) polimorfizminin toplumlardaki frekansının folik asit alımına bağlı olarak değiştiği düşünülmektedir. Düşük folik asit alımı frekansı düşürürken, yüksek folik asit alımında (T) allelinin frekansı artar. Bunun sebebi; perikonsepsiyonel dönemde folat alımı düşükse ve embriyonun genotipi MTHFR 677 TT şeklinde ise enzim aktivitesinin azalması hücrelerde 5,10-metilentetrahidrofolat birikimine yol açar. Bu birikme genetik materyalin önemli bir bileşeni olan timin sentezini aksatır ve DNA yapısının bozulmasına yol açar. Ayrıca, MTHFR enzim aktivitesinde azalma nedeniyle homosistein yeterli hızda kullanılamaz (metiyonine dönüştürülemediği için) ve buna bağlı olarak hücrelerde homosistein düzeyi artar. Metiyonin sentezinin aksaması birçok genin doğru bir biçimde ifade edilmesini engeller (DNA metilasyon profilini bozar) ve hücrelerde toksik etkiye neden olan homosistein türevlerinin birikimine yol açar. Bu durum embriyonun  sağlıklı gelişimini engeller ve çoğunlukla kaybedilmesi ile sonuçlanır. Oysa, özellikle perikonsepsiyonel dönemde folat alımının yüksek oluşu MTHFR 677 TT genotipine sahip embriyolara yaşama avantajı sağlamaktadır. Bu dönemde folat alımının artırılması son 20 yılda homozigot MTHFR 677 TT insidansını artırmıştır ve bu durum bir genetik varyantın toplumdaki dağılım oranının besin alımına bağlı olarak değişebildiğinin iyi bir örneğini oluşturmaktadır

Nutri-Genetik Biliminin Türkiye’de ve Dünyadaki İlerleyişi

g-nutrigenetik-2Dış görünüşümüzdeki farklılıklara rağmen, biz insanların genetik yapısı büyük ölçüde birbirine benzer. DNA’daki farklılık yalnızca binde 2’dir. 1989 yılında Amerika’da bir grup bilim adamının insan genomunda yer alan proteini kodlayan (ekzon) ve kodlamayan (intron) bölgelerin baz dizilerini bulmasıyla bir proje başlatıldı. Bu projeye “İnsan Genom Projesi” adı verildi. 1990 yılında Amerikan Enerji Ajansı (DOE) ve Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) desteğiyle resmi bir nitelik kazandı. İnsan genomunun baz dizisinin keşfini amaçlayan projeye kısa zamanda içlerinde İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya, Çin ve Kanada’nın da yer aldığı 18 ülke, gönüllü kuruluşlar ve özel firmalar destek vermiş, günümüzde binlerce bilim adamının çalıştığı uluslararası bir proje haline gelmiştir.

Celera, IBM, Compag, Dupond, Sanger gibi dünyanın önde gelen şirketlerinin de katılımıyla 200 milyon dolar bütçeyle desteklenmiştir. 1997 yılında ilk sonuçlar çıkmaya başladığında ABD’deki Center for Disease Control (CDC), dünyanın ilk Toplum Sağlığı Genombilim Merkezi (Center for Public Health Genomics) kurdu. O yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa Program Direktörlüğü’nü yürüten Dr. Serdar Savaş Türkiye’ye döndükten sonra 2001-2004 yılları arasında Türkiye koşullarında neler yapılabileceği konusunda ekibi ile çalışmalar yaptı. Bu çalışmalardan sonra GENAR Toplum Sağlığı ve Genombilim Araştırmaları Enstitüsü’nü, Hacettepe Teknokentte kurdular. GENAR bu konuda Avrupa’da Cambridge’den sonra kurulmuş ikinci merkezdir.

Nutri-Genetik bilimini klasik beslenme yaklaşımından ayıran en önemli özellik beslenmenin insan üzerindeki etkisini genotipi temel alarak açıklamasıdır. Nutri-Genetik bilimi kişiye özel beslenme uygulamalarıyla, besinlerimizi genetik yapımıza uygun olarak düzenlememizi mümkün kılmakta, başka bir ifadeyle bilinçsiz beslenmeyi ortadan kaldırmaktadır.